lost 6×13 “the last recruit”

son toplaşma isimli 13. bölümle ilgili yazıma başlamadan önce hem dizinin takipçileri hem de “ne zaman bitecek bu dizi ya bıktım lost yazılarından” diyicileri için gelecek bölümlerin yayın tarihleri hakkında bilgi veriyim. 14. bölüm olan “the candidate” haftaya değil ondan sonraki hafta yayınlanacak. yani 4 mayısta. lost amerikada salı akşamı yayınlanıyor, bir çarşamba izliyoruz. 15. bölüm, ismi belli değil ama jacob-nemesis ikilisi hakkında olacağı söyleniyor, 11 mayısta, 16. bölüm ise 18 mayısta yayınlanacak. 2 bölümden oluşan final bölümü ise salı değil 23 mayıs pazar günü yayınlanacak. 5 gün içinde 3 bölüm izleyeceğiz.

12. bölüm olan “everybody loves hugo” çok tatmin edici olmamıştı. “çok çabuk bitti” demiştim ekran karardığında. 13. bölüm de benzer oldu biraz. kötü bölüm değildi elbet ama çok hızlı geçti ve çok fazla birşey olmadı. finalde olabilecek muhtemel bir savaşın hazırlıklarını görüyoruz 2 bölümdür. “olayın” farkına varan desmond flashsideways (fsw) dünyasında 815 uçuşundaki bazı isimlerle temasa geçerek onları yönlendiriyor. orjinal zaman çizgisinde, adadaki locke kılığında black smoke (bs) kate ve sawyer’a da söylediği gibi bekliyor. hem tüm adayların yanına gelmesini, hem de harekete geçme zamanını.

SPOILER

SPOILER

SPOILER

SPOILER

13. bölümün en başında anladık ki, bölüm isminin de yardımıyla tabi,  hem adada hem fsw de, adaylar bir araya geliyor. gerçi tam tahmin ettiğim(iz) gibi olmadı ama olsun. “ne yaptığının farkında olmayan” hurley, bs’in istediğini yaparak tüm adayların duman kulübüne (smokey club diyorlar locke’un ekibine) katılmasını sağladı. mübarek bs de o kadar ikna edici konuşuyor ki. jack’i kafalaması zor olmadı. adanın en kurnazı olduğu yanılgısına düşen sawyer kaçma planı yapmış olsa da widmore armut toplamıyor tabi. sayid’in gelip desmond’ı kaçırdığını zoe’den öğrenmiş olmalı. bu ne demek? sawyer widmore’u gördüğünü, denizaltında kilitli bir odada birşey sakladıklarını fln söylemiş olmalı. o zaman anlaşma biter tabi. öyle anlaşma mı olur, sahtekar sawyer. iyi oldu ama. okyanusun ortasında “in botumdan” dedi jack e. ki jack muhtemelen jacob olup bunların başına geçecek. sawyer da bs’in yerine geçmezse jack’in gazabından korkmalı :) bu arada, yelkenli desmond’ın adaya geldiği yelkenli olmalı. libby’nin verdiği.

bölümün toplaşma konulu olduğunu bilmek olayları tahmin edilebilir kıldı tabi. sayid’in yakalanacağını ve lypd’ye getirileceğini, muhtemelen kate’le karşılacağını fln tahmin ettik. gerçi henüz sadece yakalandı. claire ile jack’in yüzleştirileceğini tahmin ettik. sun ve locke’un aynı hastaneye geleceğini, locke’un ameliyatına jack’in gireceğini de düşünüyorduk. orda sun’ın locke’u ciddi ciddi tanıması ilginçti. jack gibi gözüm biryerden ısırıyor fln demedi, “bu o” dedi. resmen.

locke desmond’ı kuyuya attığında ölmeyeceğini biliyorduk. desmond ölür müymüş. 10 metre fln diye tahmin etmiştim kuyunun derinliği. o kadar da değilmiş. desmond’ın yüzünde kan vardı ama onun dışında sağlıklı görünüyordu. yalnız geçen haftaki kendinden emin ve hiçbişeyden korkmayan insan görüntüsü yerine daha endişeli bir imaj çizdi. zaten sayid’le konuşurken de öyle konuştu. desmond’ın aştığını düşünüyorduk ama zıplayamadığını öğrendik en azından :) birinin onu kuyudan çıkarması lazım.

şimdi ne olacak? en önemli aday olan jack düşmanın elinde kaldı. widmore’un füzesinin etkisiyle de kulakları uğuldadı sersemledi biraz. her ne kadar “adaya bir neden için gelmiş olduğuna inanmış” olsa da sersemlemesinin de etkisiyle saçma bişeyler yapabilir. widmore haklı olarak sawyer ve ekibini gözaltına aldı. öldüreceğini sanmıyorum şahsen ama yüksek güvenlikli cezaevinde tutacaktır bence. misal denizaltında tutabilir. bs’un sudan geçemediğini biliyoruz.

içimde bs başarılı olacak ve adadan kaçacak gibi bir his var. kaçmasının sonucunda fsw dünyası oluşuyor. desmond ordaki adaylara “yanlış yaptık hafız, we have to go back” diyecek. widmore engelleyemeyecek sanki.

lost 6×12 “everybody loves hugo”

6 yıl oldu. kate ve kwon çifti merkezli bölümleri genelde sevmedim. en sevmediğim bölüm hangisiydi bilmiyorum ama en sevmediğim hatta gıcık olduğum bölümlerden biri hugo ile alakalı olanlardan biriydi. ismini hatırlamıyorum, hani hugo’nun flashback’ini izlediğimiz, babasının hediye ettiği arabayı gördüğümüz, yokuştan vurdurarak minibüs çalıştırdıkları bölüm. hatırladınız dimi. hah işte o bölüme sinir olmuştum.

SPOILER

SPOILER

SPOILER

SPOILER

sondan 6. bölümü izledik bugün. ortamlarda genel olarak “bu bölüm kötü olacak beklentisi” vardı ama ben hem son birkaç bölüme boş bölüm koymazlar diye düşündüğümden, hem de hugo yani hurley ölmüş jacob ile iletişim kurabilen tek ada sakini olduğundan farklı bekliyordum. hayal kırıklığına uğradım diyebilirim. tamam çok boş bölüm değildi ama boştu işte. izledim izledim. sonra birden siyah ekranda LOST yazısı belirdi ve dannn dedi. nasıl ya dedim, nasıl yani, bitti mi?

neler öğrendik bu bölümde. neler oldu. jeofizikçi zoe’nin jin’e bahsettiği elektromanyetik alan noktalarında kuyular olduğunu öğrendik. kuyulardan birinin dibinde çark var. ben ve locke’un çevirerek dünyaya ışınlandıkları çark. mib yani bs yani john locke yani nemesis belli ki bu noktaları ele geçirmeye çalışıyor. ya da widmore’un ele geçirmesini engellemek istiyor. adadan gitmek istediğine göre ikinci ihtimal doğru olmalı. ki bu widmore elektromanyetik alan noktalarını kontrol edebilirse adayı ele geçirecek, muhtemelen black smoke’u da kontrol edebilecek dememize izin veriyor.

desmond’ın kendinden çok emin göründüğünü söylüyorduk. ben bu işi çözdüm hacı havalarında geziyordu. sayid widmore’un iki adamını öldürüp zoe’yi azad ettikten sonra hiç korkmuş gibi görünmedi. kuyunun başında ettikleri sohbette locke da merakına yenilip niye korkmuyosun dedi. korkunca ne olacak ki cevabını alınca da itiverdi aşağıya. desmond’ın ölmediğine eminiz. juliet bile ölmedi muhtemelen daha derin bir çukura düşerek, desmond mı ölecek? o değil de ben locke’un böyle bişey yapabilmesine şaşırdım. sanıyordum ki locke kılığında blacksmoke eline silah veya bıçak alıp birini öldüremez, bir insanı döverek öldüremez fln. gerçi richard’ı dövmüştü sanki. niye öyle kurguladıysam kafamda.

bir diğer ilginç nokta daha önce yanlış hatırlamıyorsam 2 kez gördüğümüz çocuğu tekrar görmemiz ve çocuğun artık desmond’a mı locke’a mı bilmiyorum, pis pis sırıtmasıydı.

daha önce ölüleri görüp konuştuğuna sık sık şahit olduğumuz hurley bu bölüm biricik aşkı ve aşkımız libby’i öldüren michael’ı gördü ve dinledi. 6 sezondur arada bir duyduğumuz fısıltıların ölüp adada sıkışık kalanlar olduğunu öğrendik yanlış anlamadıysam. ingilizce altyazıyla izlediğim için kaçırmış olabilirim ama. michael’ın ölüp ölmediğini bilmiyoruz ama helikopter kahana gemisinden kalkıp kısa süre sonra gemi patladığında michael gemideydi. ölmüş olmalı. bu hayaletlerin kimin kontrolünde olduklarını bilmiyoruz. ben locke’un yani black smoke’un kontrolündedirler diye düşündüm çünkü michael’ın hurley’e yaptırmaya çalıştığı şey yani uçağın patlatılmaması locke’un işine yarıyor. tabi öyle olmayabilir de. yani bu hayaletler belki ne ondan ne diğerinden yana olmayan bir gücün kontrolünde olabilir ki burda devreye yine dini referanslar fln girer. belki şu kim olduğunu bilmediğimiz çocuk da aynı gücün kontrolündedir. adacılık düzenleme ve denetleme kurumu. addk :)

bu bölümü izlediğime sevindiğim bir nokta varsa o da libby’i görmemdir diyebilirim :) çok fazla göremedik kendisini zamanında. gerizekalı oğlu walt’u arayan gerizekalı michael’ın öldürmesiyle aramızdan çabuk ayrılmıştı. oysa şahsen çok sevmiştim. güzellik olarak değil sadece, huyu olsun suyu olsun, karakterinin hikayesi olsun, sonra konuşma tonu olsun. bölüm başında annesinin hurley’e kız ayarlamaya çalıştığını görünce “aha kesin libby ile tanışacak ve adayı hatırlayacak” diye düşündüm. hurley başta hatırlamayınca, “piknik yapsınlar orda hatırlar” dedim, o da oldu. burda dikkatimi çeken birşey oldu. geçen hafta desmond’ın hatırlamasını sağlayan charlie adada ölmüştü. libby hurley’nin hatırlamasını sağladı ve o da adada ölenlerdendi. sanki adada ölenler ölmeyenlerden önce hatırlıyor, ya da ölmeyenler normalde hiç hatırlamazken, ölenler hatırlayıp “ne anlamı var ki bunların” ayağı yapıyorlar.

desmond hurley’i libby ile konuşma konusunda cesaretlendirerek sabitleri buluşturdu ve adayı hatırlattı. locke’a çarpması ise ilginçti. bu konuda ekşide birkaç kişinin “desmond locke’u öldürmeye çalıştı çünkü locke adada dark side’a geçmişti” tarzında şeyler yazdığını okudum. doğru olabilir. flashsidewaysdeki locke gerçek locke değil, hala blacksmoke’un ruhuna sahip fln diyebiliriz belki. ki burda şöyle bişey var. adada ölenler flashsideways de canlı. locke ise adada ölmedi. hatta locke adaya gelip de sonra gerçek dünyada ölen tek insan. adaya tekrar ölü olarak geldi. ama öyle olsa sanki en son locke’u öldürürdü. niye en başta öldürsün. daha “uyandırılması” gereken bir sürü insan var.

ben locke’u öldürmek değil yine hatırlatmak istediğini düşünüyorum. şu an hatırlayamıyorum ama belki hatırlayan ya da üşenmeyip kontrol eden çıkar. locke’un kazadan sonra burnundan kan gelmiş şekilde sırtüstü yattığı sahne sanki 1. sezon 1. bölümde locke’un kazadan sonra uyandığındaki sahneye çok benziyordu. ya da babasının 8. kattan ittiği ve jacob dokunup canlandırmadan önce yerde yine sırtüstü yattığı sahneye. işte tam orda hatırlayacak olabilir locke da.

bölümün en şok edici sahnesi tabi ki ilana’nın patlamasıydı. daha önce fen öğretmen’i artz’ı patlatan dinamitler bu sefer de adada kalan birkaç güzel kadından biri olan ilana’ı havaya uçurdu. ilana sadece güzel değildi tabi, aynı zamanda jacob’ı tanıyor ve ne yapılması gerektiğini birçok kişiden çok biliyordu. o açıdan büyük ve zamansız bir kayıp.

bölüm finalinde jin hariç tüm adaylar tam da locke’un istediği gibi bir araya geldiler. hurley safı yapmaması gereken şeyi yaptı. locke’la konuşup ne yapacaksa artık. locke’un jack’e bakışları dikkat çekiciydi. lostpedia bakışları “tatmin olmuş” olarak yorumlamış. bana da öyle geldi. “aha da düştün kucağıma” der gibiydi. aynı zamanda locke’un özellikle jack’i gördüğüne sevinmesi enteresandı. 6 aday var ama en önemlisi jack sanki. jack önemli mönemli ama hala kalabalık bir gruba katıldığında ilk dikkatini çeken kate oldu ve gülümsedi. kate de aşağı kalır mı, o da gülümsedi. yanında kalbinin diğer sahibi sawyer olduğu halde. ulan ne biçim bi kadınsın be. bi git!

not: hurley’nin sahildeki tentede (tenteydi dimi, hani çadır gibi olan şey) bulduğu rusça kitap dostoyevski’nin yeraltından notlar’ıymış.

lost 6×11 “happily ever after”

6 yıllık dizinin son 6 haftasına girmiş durumdayız. finale doğru giderken artık ardı ardına içerikli bölümler izliyoruz ve nereye doğru gittiğimizi kestirmeye çalışıyoruz. tanrı-şeytan, iyilik-kötülük olaylarından sonra widmore ve ekibinin hidra adasındaki hazırlıklarını görerek finale giden yolda işin bilimsel yanını da göreceğimizi sezmiştik. gerçi 10. bölümdeki bilimsel tek ipucu adadaki elektromanyetik alan noktalarını gösteren jin imzalı bir haritaydı ama gerisinin geleceği belliydi. çünkü jin’e bu haritayı gösteren ve imza senin mi diye soran bir jeofizikçiydi.

SPOILER

SPOILER

SPOILER

SPOILER

gönüllerin kahramanı, en güzel ingilizce aksanının sahibi desmond david hume’ü uzun süredir görmüyorduk. yanılmıyorsam 6. sezon 1. bölümü olan la x’de 815 uçağında jack’in yanındaki koltukta otururken görmüştük ama onu saymıyorum. desmond hakkında geçen sene cinsel taciz nedeniyle tutuklanma ve bu yüzden diziden çıkartılma gibi iddialar ortaya çıkmıştı ama şahsen buna hiç ihtimal vermiyordum. cinayet işlemiş olsa araya obamayı sokarlar şartla saldırıverirler diyordum. nihayetinde desmond sahalara döndü, hem de yine onun merkezinde olduğu eski bölümler gibi muhteşem bir bölümle. tabi şunu söylemeden de geçemicem. bu bölüm bana flashes before your eyes veya the constant’ın verdiği keyfi vermedi. o zamanlar daha masumduk, daha açtık bilgiye. şimdi o kadar şaşıramıyoruz. ona veriyorum keyifazalmasını.

bu bölümün ingilizce altyazısı ortamlara çok çok geç düştü. bu yüzden pınar batum çeviriyi muhtemelen dinleyerek yapmasına rağmen düzeltmeleri yapabilmek için düzgün bir ingilizce altyazının düşmesini bekledi. google marifetiyle bulduğum bir ingilizce altyazı ile başladım izlemeye. google translate ile ingilizceye çevrilmiş türkçe bir metin kadar anlamsızdı. karakterlerin söyledikleriyle uzaktan yakından alakası olmayan şeyler okumak zorunda kalıyordum. altyazıyı yapana beddua ederekten indivx takımının çevirisini denemeye karar verdim ve gerisini öyle izledim. indivx çevirisi idare eder olsa da birçok yanlış vardı, varmış. çok yaşa pınar batum, ingilizce altyazıları erken bul pınar batum!

geçtiğimiz hafta sayid iskelenin altında suyun içinde duruyor ve gizli gizli izliyorken zoe ve başka bir eleman desmond’ı denizaltıdan çıkardı. desmond belli ki diğer birçokları gibi adaya uyutularak getirilmişti. kayınpederi “uyutmasaydım gelmezdin cıngar çıkarırdın” diyince sinirlenen des serum’un takılı olduğu metalle allah ne verdiyse girişti. kafaya kafaya. öldürecek sandım bir an.

locke desmond’ın aklına mı girmişti yoksa desmond mı locke’un aklına girmişti şu an tam hatırlayamıyorum ama 108 dakikada bir 4 8 15 16 23 42 yazıp bastıkları butona 108 dakika sonunda basmadıklarında swan istasyonunun içinde metaller uçuşmaya başlamıştı ve desmond bu durumu durdurmak için bir yere girip bir anahtarı çevirmişti. etraf bembeyaz olmuştu hatırladığım kadarıyla. elektromanyetik enerji boşalması gibi bir durum söz konusuydu sanki. sonrasında adanın semaları parlamış ve hurley desmond’ı adada çıplak bir şekilde gezer bulmuştu.

hydra adasında kurdukları düzenekle widmore ve ekibi işte tam bu durumu yeniden yarattı ve düzeneğin içine desmond’ı koydu.

bu noktada şöyle bir hatırlatma yapmalıyım. yine sezon ve bölüm numarası/ismi hatırlamıyorum ama widmore’n gemisinden gelen adamlar ben’in peşindeydiler. locke jacob’ın kabinine girdi. muhtemelen jacob gibi davranan nemesis tarafından adayı taşıma işlemiyle görevlendirildi. ben ve locke birlikte orchid istasyonuna gittiler, asansörle yer altına indiler. şu an net hatırlamıyorum ama. ben locke’a bir oryantasyon videosu izletti. videoda doktor pierre chang istasyondaki bir adaya bir tavşan koymuş ve sistemi çalıştırmıştı. işlemin sonunda tavşanın zihninin 1 sn geleceğe gittiği gibi bir açıklama yapmıştı.

hydra adasında kurdukları düzenekle widmore ve ekibi işte tam bu durumu yeniden yarattı ve tavşan yerine desmond’ın zihnini farklı bir zamana gönderdi. aslında buna farklı bir zaman diyemeyiz. paralel dünyaya gönderdik desek daha doğru olur sanki. zira desmond 815 uçağının düşmediği ve charlie’nin hayatta olduğu bir gerçekliğe zihnen ışınlandı.

bu olay aynı the constant bölümünde gördüklerimiz gibiydi. the constant da neden olduğunu hatırlamıyorum ama yine desmond zamandan kopuyor ve henüz britanyada asker olduğu zamana gidiyordu. desmond daniel faraday’ın gerçek zaman çizgisinde verdiği taktiklerle geçmiş zaman çizgisinde penny’e ulaşmış ve telefon numarasını almıştı. sonra o telefon numarasını gerçek zaman çizgisinden aradı ve sabitini bulmuş oldu.

the constant daki zihin kayması ile happily ever after daki zihin kayması sanki aynı değildi. şöyle. the constant da adadaki zaman çizgisi 1 den 9 a gidiyorsa, desmond ın zihninin geçmişe gittiği bölüm bunun 1 den 5 e olan kısmıydı. yani iki çizginin ilk yarısı aynıydı. ama happily ever after da adadaki zaman çizgisi 1 den 12 ye ise flashsidewaysdeki zaman çizgisi 1,5 dan 7,5 aydı ve hep buçuklardan gidiyordu. çizgiyi piyano gibi düşünürsen, birinde beyazlardan çalıyolardı, diğerinde siyahlardan. sizde de öyle değil mi?

widmore desmond’a bir fedakarlık yapması gerekeceğini söyledi adada. fsw de ise widmore un eşi eloise “hawking” widmore  penny’i aramayı bırakmasını, yoksa bunun bir ihlal olacağını söyledi. sanki desmond’ın fedakarlığı penny’den vazgeçmesiydi.  eloise penny’nin desmond’a yar olmamasını sağlamaya çalışıyordu. ki bu flashes before your eyes bölümünde yaptığının aynısıydı. yani orijinal zaman çizgisinde yaptığının. orda da evlilik teklifi için yüzük satın alan desmond’a “vermemen gerekiyor” demiş demiş, sonunda des’in yüzüğü yanlış hatırlamıyorsam suya fırlatmasına ve öncesinde penny’e “kendimi hazır hissetmiyorum” demesine sebep olmuştu.

eloise sanki herşeyi biliyor. zamanın efendisi gibi. onu yönlendiriyor bunu yönlendiriyor. koskoca fizikçi faraday’ı piyanist widmore’a çevirmiş. penny de sanki başkasıyla evli ya da öyle bişey. daniel widmore un üvey kardeşi ama soyadı milton. listede öyle geçiyor. ama partiye yalnız geliyor.

desmond madem widmore’a inandı ve serum borusuyla döven adamdan birlikte hareket eden adama evrildi o zaman niye sayid’a karşı çıkmadı diyolar. diyorum ki desmond “one olduğunu anlayan neo” gibi bir aydınlanma yaşadı. kendine güvenle doldu ve ne yapması gerektiğini tam olarak anladı. her iki çizgide. hem adada hem fsw de. ikisinde de yüzünde aynı gülümseme vardı. tekrar bakın. sayid benimle gel dediğinde ve desmond tamam olur derken nasıl güldüğüne bakın. bi bildiği olduğu kesin.

şimdi ne yapacak? oceanic 815 uçağında bu olayla ilgisi olan isimleri toplayıp uyanmalarını sağlayacak. sonra ne olacak. büyük bir patlamaya neden olup zamanın tekrar kırılmasını mı sağlayacak?

bu arada, lostpediada okuyunca bana mantıklı geldi. ada denizin dibinde. bu demek ki şeytan serbest kalıyor ve dünyaya gidiyor. şu an bi sorun yok gibi, herkes mutlu, işler yolunda. ama siyahlı adam çok büyük bir felakete neden olacak. işte bu yüzden desmond elemanları toplayıp bu zaman çizgisini bırakalım memleketimize, asıl zaman çizgimize dönelim, bunun sonu felaket diyecek.

saat oldu 00:19 ve ben yazımı hala bitiremedim. muhtemelen hala yazacak bişeyler var ama ben artık noktayı koyuyorum. zü’den yazıma yardım etmesini istedim o da şunları yazdı. yardımın için teşekkürler brada ;)

çarli desmondı ölümün eşiğine sürükleyerek ona hayatının aşkını hatırlatınca desmond bir aydınlanma yaşadı. penny isminin izini sürmeye karar veren desmond a lostun en sevimli adamı daniel faraday “o kız benim üvey kardeşim koçum. sana nerde olduğunu söyleyeyim var git yolun açık olsun” dedi. bunun üzerine desmond gidip penny i bulunca ikinci bir yükleme oldu. o da ümit. lost burada eternel sunshine of the bilmem ne filmindeki gibi “onu zihninden silebilirsin ama ya kalbinden?” türünde bir mesaj vermektedir.

önermeyi kapan desmond sürekli “abi var mı bi isteğin” diyen şoförüne “var lan. bana o uçaktakileirn listesini bul” dedi ve ufka bakarak o aydınlanmanın etkisi ile gülümsedi.
buradan hareketle diyebiliriz ki, desmond o listedekilere ulaşacak ve herbirine kendi hissettiklerini hissettirmeye çalışacak. böylece artık voltran mı olurlar nolurlar bilmiyoruz ama bi şeyler olacak. bu liste ile benjamin linus ın ethandan istediği liste aynı olabilir diye bi şeyler düşünürken asıl aklımıza takılan şu oldu: uçaktakiler o aydınlanmayı yaşarlarken ve hayatlarının aşklarını hissederlerken ayran gönüllü kate kimi hissedecek. bir kolaj halinde önce jack sonra sawyer sonra bi daha jack sonra…

lostpedia bölüm sayfası

lost 6×11 untangled

ferrarisini hediye eden çocuk

sanırım 10 yaşındayken “illa da uzaktan kumandalı araba” isterim diye tutturdum. uzun süre dillendirdikten, muhtemelen ağladıktan zırladıktan sonra, hatırlıyorum bir yaz günü ankarada bir oyuncakçıya gittik ve ferrari testarossa aldık. yanlış hatırlamıyosam o zamanın parasıyla 100 bin lira ödemiştik. içinde 100 geçtiğine eminim ama. tek 100 veya 100 milyon olamayacağına göre (o zaman milyon yoktu öyle) 100 bindir. neyse. çok mutlu olmuştum tabi. hemen pil aldık. birkaç tane 9 voltluk dikdörtgen pillerden birkaç tane de kalem pil gerekiyordu hem kumandayı hem arabayı çalıştırmak için. arabayı yapanlar arabayı alanların pil fabrikası sahibi olacağını düşünmüş olmalı. öyle çok uzun da dayanmıyordu pil. zaten zamanın teknolojisi nedeniyle uzaktan kumandalı arabam çok hızlı gidemeyen bir ferrariyken pilinin de çok çabuk bitmesi ve yenisini istemeye yüz bulamamam üzüntümü artırıyordu.

ferrari testarossa

nihayetinde büyüdüm. büyüdüm dediğime bakmayın 11 oldum. sık sık pil aldıramayacağımı kabullenip arabayı uzaktan kumandasız olarak kullanmaya karar verdim. kirlendikçe kolonya ile sildim. eve gelen misafirlerin çocuklarına hiç vermedim. bi kez verdim onda da arabanın antenini eğdiler. anteni vardı ferrarinin yarım metre fln. öyle sallanırdı önünde. sonra eğdiler sonra da kırıldı.

11 yaşındayken sahip olduğum en değerli eşyam bu arabaydı ve 92 yılında amcama düğün hediyesi olarak ferrarimi vedim. geçici olarak tabi. öncesinde kolonya ile iyice sildim, sonrasında tuhafiye tükkanımızdan getirdiğim kurdeleler ile düğün arabası gibi süsledim. salondaki vitrinlerinin tepesine koymuştuk arabayı. görünüyordu otururken.

sonra nasıl oldu hatırlamıyorum araba bana geri geldi. sonra da bi daha yüzüne bakmadım. baktıysam da yandan yandan. bugün niyeyse salonda yerde duruyodu da ordan aklıma geldi bunlar. nostalji olsun dedim. lost dışında yazı olsun.

lost 6×10 “the package”

6 senelik lost maratonunun sonuna gelmek üzereyiz. yıllardır gördüklerimize, duyduklarımıza yanıtlar uydurmaya çalıştık, teoriler ürettik. bilimsel cevaplar aradık hep sorularımıza. şu şöyle olmalı, bu yüzden böyle oluyodur. dizinin dini referansları olacağı kendisini çok iyi göstermişti bilmem kaçıncı bölümde. zaten artık işin çığırından çıktığı sıklıkla söylenmekteydi ki bu da olayın dini referans veya fantastik göndermelerle açıklanamayacağını gösteriyordu.

geçen haftaki çok beklentilere girilen “ab aeterno” bölümü dizinin resmen iyilik-kötülük / tanrı-şeytan eksenine oturmasını sağladı. böyle olunca da bilimsel açıklama beklentisine girmiş izleyiciler büyük hayal kırıklığı yaşadı. yakın çevrem de dahil değişik ortamlarda birçok kişinin jacob’a olan inancını kaybetmiş richard gibi lost’a inancını kaybettiğini gördüm. insanların vefasızlığı üzdü tabi beni :p ama dizideki eksen kayması iddialarından hiç etkilenmedim zira eksen kayması fln görmüyorum. bekliyordum bunları. yalnız ben dizinin tamamen bitmesinden sonra jacob ve jacob’ın gücünün kökenini anlatacak bir dizi beklentisi içindeydim. battlestar galactica’nın öncesinin caprica’da anlatılması gibi. ama dizinin tanrı-şeytan eksenine tam olarak oturmasıyla bunu biraz zor görmeye başladım. nasip, kısmet..

SPOILER

SPOILER

SPOILER

SPOILER

10. bölümümüz olan “the package” ismiyle hiç bir şey akla getirmeyen, kwon çifti merkezli bir bölümdü. kwon çifti lost izleyicileri tarafından pek sevilen karakterler değiller. en azından benim için öyle. en azından kwon çiftinin kadın tarafı için söyle. sun’ı sevmiyorum. her şeyi bildiğini sanması, bu yanlış düşünceyle sürekli burnunun dikine gitmesi, ikide bir birilerine haddi olmayan ayarlar vermeye çalışmasına fln gıcık oluyorum. ama jin’i seviyorum. jin dürüst bir adam, doğru olanı, makul olanı yapmaya çalışıyor. o da karısı gibi sık sık burnunun dikine gidiyor ama olsun.

şunu da unutmayalım. lost izleyicisi olarak birilerini arayan karakterlerden çok sıkıldık. oğlu walt’u arayan michael, kızı alex’i arayan rousseau, bebeği aaron’ı arayan claire, kocasını arayan sun, karısını arayan jin. bunların üstüne bir de gönlünü kaptırayazdığı erkekleri arayan kate’i ekleyince insan çileden çıkıyor.

bölüm sevilmeyen karakterler hakkında olsa da kötü değildi, güzeldi. yine flash sideways ler izledik. havalanındaki kontrollerde bavulundan çıkan dolarları açıklayamayan jin’i en son abisini hastanelik eden martin keamy ve adamlarını etkisiz hale getiren sayid’le yüzyüze görmüştük. sayid elinde silah olan, jin ise elleri bağlı, ağzı bantlı bir şekilde bir odada kilitli olandı. öncelikle bu bölümde gördük ki sun-jin ikilisi gerçekte evlilerken flash sideways de evli değiller. ama kimseye çaktırmamaya çalışsalar da yine sevgililer. bavuldan çıkan para ve saat ise sun’ın babası tarafından martin keamy’e hediye olarak gönderilmiş. gerçi hediye değil, ücretmiş, ki keamy jin’i ortadan kaldırmakla görevliymiş.

flash sideways de gördüklerimiz genelde pek işe yarar olmuyor. ki yine anlamlı değildi. ta ki mikhail bakunin’i görene kadar. adada dharma iletişim istasyonu görevlisi olarak gördüğümüz, dharmaville’i black smoke’dan korumak üzere yapılan pylon’lardan geçerken beyni kızaran, ama sonra canlanıp yine dharma’nın su altı istasyonuna gitmeye çalışan charlie ile desmond’a musallat olup charlie’nin ölümüne neden olduktan sonra desmond tarafından öldürülen mikhail bakunin flash sideways de martin keamy ile olan alakasının ne olduğunu tam bilmediğimiz, 9 dil bilen bir adam olarak göründü. adada korsan şeysiyle takılan ve sağ gözü olmayan bakhunin’in flash sideways de iki gözü de sağlamdı. ama jin bakhunin’i tam olarak sağ gözünden vurdu. bu benim aklıma bişey getirdi. bunu en sonda anlatıcam. unutmazsam :)

widmore’un adamlar widmore’dan habersiz olarak locke ve saz arkadaşlarını yüksek teknolojiyle takip edip locke ortamda yokken herkesi bayıltıp jin’i kaçırdılar. niye sadece jin’i kaçırdılar anlamadım. oysa orda iki aday daha vardı. sayid’in ruhu kalmamış olabilir ki bunu kendisi itiraf etti. ama sawyer var. gerçi o da adayı fln umursamıyor, derdi gücü adadan gitmek. bunlardan dolayı olsa gerek widmore’un adamları sadece jin’i kaçırdı. adadan ayrılabilmeleri için tüm adayları bir araya getirmesi gerektiğini söyleyen locke’un elinde sadece 2 aday kaldı. locke kate’le ilgili hain planını manevi kızı claire’i bir bir anlattı. umarım bu plan sawyer’ın kulağına gider.

bu arada hiç hazzetmediğim sun kwon, locke’un “gel seni kocana götüreyim” vaadine hiç beklemediğim bir şekilde kanmadı. oysa ben sun’ın sonunda kötü tarafta yer alacağını düşünüyordum. sun kafasını ağaca çarpıp bayılınca locke’un kaybolmasından gördük ki locke adayları sırtlayıp bir yere götüremiyor. aynen jacob’ın sırtlayıp götüremediği gibi. bunu kendileri istemeliler.

aklımda birşeyler daha vardı ama unuttum. unutmadığıma geliyim, sonra da yazımı bitireyim. widmore’un denizaltısındaki kilitli odada ne olduğu merak ediliyordu. bazıları black smoke’u kontrol edecek veya yok edecek bir cihaz beklerken birçok kişi de odadan desmond ve faraday’in çıkmasını umuyordu. ki ben desmond’ı bekleyenlerdendim. o yüzden bölüm sonunda yüzünü görünce iddia kuponu tutmuş insanlar gibi sevindim. gerçi daha önce hiç iddia kuponu tutmuş bi insan görmedim :) şimdi desmond’ın nasıl bir silah olduğunu düşünücez.

unutmazsam anlatıcam dediğim şeye geldi sıra. ama biraz yazınca saçma geldi ve sildim :) ancak bakhunin’in aynen adada olduğu gibi flash sidewaysde de tek gözlü hale gelmesi dikkate değerdi.

edit: zü widmore’un adamlarının sadece jin’i kaçırması için “jin zamanında dharmada çalışmıştı, bişey bildiğini düşünüp kaçırmış olabilirler” dedi. haklıydı. zaten widmore’un adamlarının kadını jin’e adadaki elektromanyetik pocket (pocket ın türkçesi neyse) noktalarını gösteren bir dharma haritasını sordu ve sen imzalamışsın dedi. tamam onu anladık. peki elektromanyetik pocket noktalarını ne yapacaklar. pylonlar gibi bu elektromanyetik pocket noktalarını da mı black smoke’u kontrol etmek için kullanıyorlar acaba. ve acaba 108 dakikada bir butona basılmasının nedeni bu muydu? acaba locke saolsun düğmeye basamadıklarında black smoke serbest mi kaldı?

yazıya birçok kişinin dizi bilimsel açıklamalardan uzaklaştı, fantastik oldu diye şikayetçi olduğundan bahsederek başlamıştım. bu bölüm fantastik öğelerin geri planda olduğu bir bölümdü. yine işin içine elektromanyetik alanlar fln girdi. bilim var yani :)

lostpedia bölüm sayfası

lost 6×10 untangled

lcd ekranımın içine böcek kaçtı

daha önce hiç bir insanın başına geldiğini sanmadığım bir problemle yüzyüzeyim. lcd ekranımın içine her nasıl becerdiyse böcek girmiş. böyle ” , ” kadar bi böcek. hatta daha küçük. gezinip duruyor. köşeleri deniyor arada bir sanki çıkmak ister gibi ama sonra tekrar ekrana dönüyor. aha şu an göremiyorum. en son sağ kenardaydı. of yine çıktı.

acaba ekranda böcek gezdiren bir virüs olabilir mi dedim ama o yönde bir kanıt elde edemedim. nası çıkarıcam ben bunu ya? bilen anlayan var mı?

lost 6×09 “ab aeterno”

bu adam hiç yaşlanmıyor mu ya, melek mi bu, bu var ya bu herşeyi biliyo bi konuşsa herşey ortaya çıkacak dediğimiz richard alpert’a olan inancımızı 6. sezon itibariyle kaybetmeye başlamış, hiçbişi bilmiyo olm bu seviyesine gelmiştik. dokuzuncu bölüm ab aeterno yani ezelden beri ricardo’dan richard’a tüm hikayeyi anlattı.

SPOILER

AB AETERNO

INTENTION

SPOILER

1867 yılında kanarya adalarının tenerife nahiyesinde yaşayan ricardo hasta yatağındaki karısı isabelle’in kan öksürdüğünü farkederek bölge doktorunu getirmeye gider. paragöz doktor isabelle’in kocasına verdiği haç’ı değersiz bulup fırlatınca gözü dönen ricardo yanlışlıkla doktoru öldürür ve onun elinden kaptığı ilaçla karısına koşar. isabelle ölmüştür, ricardo tutuklanır.

idamı bekleyen ricardo’yu hücresinde peder ziyaret eder. ricardo o sırada incil okumaktadır. okuduğu parçada hz. isa 40 gün aç susuz bir şekilde çölde dolaşır ve şeytan tarafından denenir. şeytan isa’yı vaatlerle kandırmaya çalışır ama isa her seferinde allah’ın sözlerini söyleyerek kanmaz. pederin ricardo’ya insafsız davranışını müteakiben bizimki hanso foundation’in kökeni olan hanso’ya bağlı bir amerika yolcusu gemide zincirli olarak adada karaya oturur, bu sırada heykeli yıkarlar. black smoke gelir ve ricardo hariç herkesi öldürür.

ricardo günlerce orada zincirlerinden kurtulmaya çalışır, su yoktur yiyecek yoktur. ölmüş karısı isabelle ricardo’ya görünür, vuuu vuuu çıkıçıkçık seslerini duyanca kaçmaya çalışır ama duman onu da yutar. bir süre sonra black smoke’un insan versiyonu siyahlı abi gelir ve ricardo’yu kurtarır. seni zincirler olmadan görmek güzel der. aynen locke’un richard’a dediği gibi. sonra da dogen’ın sayid’e verdiği ve konuşmasına izin vermeden göğsüne sapla dediği kılıçı verir ve konuşmasına izin vermeden jacob’ın göğsüne saplamasını söyler. saplarsa onu karısına kavuşturacaktır. şeytan’ın isa’ya vaadi gibi. siyahlı abi ricardos’a cehennemde olduklarını, ölü olduklarını söyler. cehennemden kurtarmayı vaadeder. kandırır.

ricardo heykelin oraya gider, jacob’ı bulmaya çalışırken jacob onu bulur ve döver. siyahlı abinin söylediklerinin silme yalan olduğunu, adanın kötülüğü kilitli tuttuğunu söyler. serbest kalmak isteyen siyahlı abi kötülüktür, şeytandır. jacob ve siyahlı abinin arasında insanların içindeki iyilik ve kötülüğe dair bir iddia vardır. jacob iyilik kazanacak der, bunu ispat etmek için adaya sürekli insan getirir, gelmelerini sağlar. bunlardan bazıları onun yerine geçmek için adaydır. jacob ölürse biri yerine geçsin ve kötülüğün serbest kalmasını engellesin diye. siyahlı abi seni de tüm adaylarını da öldürüp özgür kalmazsam şerefsizim der.

kimseye doğru yolu gösteremeyeceğini, gösterirse bunun anlamı olmayacağını söyleyen jacob, sen göstermezsen o kendi yolunu gösterir ama demesi üzerine ricardo’yu aracı yapar. yani peygamber. önce karısına kavuşmayı, sonra günahlarının affedilmesini isteyen ricardo ikisine de olumsuz yanıt alınca ölümsüzlük ister.

şimdiki zamanda ise richard kaybolan jacob inancıyla birlikte şeytanın “bana katıl seni karına kavuşturuyum” vaadini hatırlar. cehennemdeyiz, hepimiz ölüyüz yalanına tekrar inanır, dillendirir. toprağa gömdüğü haç’ı çıkarıp siyahlı abiyi çağırmak üzere bağırırken ne hikmetse jacob da dahil ölülerle konuşup görüşebilen hurley isabelle’i getirir, richard’ı hatasından döndürür.

black rock adaya gece gelmiş. 5. sezonun final bölümünde jacob ve siyahlı abi bir sabah sahilde konuşurlarken karşıda bir gemi görünüyor. biz onun black rock olduğunu düşünmüştük. ki lostpedia’da hala black rock yazıyor o gemi için. black rock gece geldiğine göre bu başka bir gemi.

jacob’ı daha önce defalarca gördük. hepsinde de ses tonu ve bakışları aynıydı. siyahlı abiyi ise daha önce sadece bir kez gördük. yine de çok hoşuma giden ses tonu aklımdaydı. ve tipi de. bu bölümde jacob daha genç gibiydi, siyahlı abi de öyle. saçları daha düzgündü fln. bir de ses tonları başta farklı geldi bana. aynı beden ama farklı ruh mu acaba dedim. özellikle jacob ricardo’yu dövdükten sonra yüksek sesle konuşurken çok farklı geldi ses. ama başka kimse böyle bişeyden bahsetmemiştim.

jacob’ın ricardo’ya ikram ettiği içeceğin olduğu şişe, hani adanın ne olduğunu anlatırken kullandığı, onu siyahlı abiye hediye ediyor, zaman geçirmesi için. bunun bir anlamı olmalı gibime geliyor bana. belki o içecek bir iksirdir. biri sözlükte bu iksirin richard’a ölümsüzlük verdiğini söylemiş. olabilir. siyahlı abinin şişeyi kafasına dikmeyip kırmasına bakarak da içeceğin sıradan bir içecek olmadığını söyleyebiliriz sanki.

beklendiği gibi, beklediğim gibi, çok hakikatli bir bölümdü. dile kolay, richard’ın adaya nerden ve nasıl geldiğini, nasıl jacob’ın tarafını seçtiğini, jacob ile olan muhabbetini gördük. dahası adanın minyatür bir dünya, jacob’ın bu minyatür dünyanın vekil tanrısı, richard’ın onun peygamberi ve black smoke’un da şeytan olduğunu gördük. minyatür dünyadaki iyilik-kötülük oyununun kuralları var. taraflar birbirini öldüremiyor. minyatür tanrı jacob’ın yerine geçmek için aday olarak adaya gelen, getirilen insanlar direkt şeytan tarafından öldürülemiyor. jacob veliahtlarına “siz benim yerime adaysınız, biz şeytana karşı savaşıyoruz” diyemiyor. adayların iyiliği kendi içlerinde hissetmeleri şart.

adaya şimdiye kadar yüzlerce aday gelmiş. mağaranın duvarlarında ve deniz fenerinde yazan isimlerin hepsinin de aday olması ihtimali var bence. bs hepsini öldürmüş, 6 tane kalmış. ilana yine 6 dedi, 5 olmasına rağmen. belki de kwon’ların ikisi de adaydır, biri değil.

lost 6×08 “recon”

son 2 bölümü aynı gün yayınlanacağı için 10 bölümü ama 9 haftası kalan lost’un 6. sezon 8. bölümü “recon”ı izledim, mutluyum. çok iyi bulmayıp vasat olarak tanımladığım 7. bölüm “dr. linus”ı olduğu gibi yine vasat denebilecek “recon”ı da sevdim. tabi siz vasat dediğime bakmayın, aslında her ikisi de güzel bölümdü. ama artık dizinin son 10 bölümüne girmek üzereyken hala romantik ilişkileri fln izlemek biraz can sıkıcı oluyor. cevap istiyoruz, cevap!

SIPOYLIR

SIPOYLIR

SIPOYLIR

bölüm ismi olan “recon” yanlışım yoksa ingilizce kelime “reconnaissance”ın kısaltması ve askeri manada keşif demek. bu paragrafı okuyorsanız bölümü izlemiş olmalısınız ve locke’un sawyer’ı hydra adasına recon’a göndermesini hatırlarsınız. sawyer merkezli bölümde flash sidewaysde sawyer’ı polis olarak gördük. dharma’da iken kullandığı laflEur takma adını orda da kullanıyordu. gerçi buna tam emin olamadım ama. yine aynı numaraları yaparak bir kadını kandırmaya çalışıyordu ama bu sefer parasını sömürmek için değil, dolandırıcı kocasını yakalamak için. sawyer’ın charlotte ile olan ilişkisi sanki gereksiz bir ayrıntıydı ama en azından onun sayesinde sawyer’ın sawyer olmasına neden olan adamın, yani locke’un babası anthony cooper’ın hala var olduğunu öğrendik. cooper yine locke’un babası mıdır yoksa bu sefer farklı biri midir bilmiyoruz ama yine aynı şeyler olmuş. yalnız bu sefer sawyer polis olmayı seçmiş. kendini de elaleme sawyer diye tanıtmamış. sanırım. jacob cenazeye gelip çocuk sawyer’a dokunmamış olmalı.

flash sidewaysde miles ve sawyer arasındaki arkadaşlık enteresandı. aynı şekilde sawyer’ın kate’e miles’ın nerde olduğunu sorması da öyleydi. miles 1970lerdeki dharma güvenlik şeysinde sawyer yani lafleur’un yardımcısıydı. flash sidewaysde de benzer bir durum vardı. ama sanki daha fazla şey var gibi. çocukluklarında kan kardeşi olmuşlar gibi fln.

geçen hafta bölüm sonunda denizaltıyla adaya gelen widmore’u görmüştük. planlandığı gibi gidilmesini emretmişti adamına. widmore black smoke’un tarafında olmalı görüşü ağırlıktaydı. bende de tabi. yalnız bu hafta gördüklerimizle birlikte widmore’un black smoke’un karşısında olduğunu, tüm sıkıntısının adaya hakim olmak olduğunu düşünmeye başladım. dharmaville’in etrafındaki güvenlik sisteminden kuruyolardı ki bu black smoke’dan ciddi ciddi korunmaya çalıştıkları anlamına geliyor. black smoke’u nasıl alt edeceklerini bilmiyoruz tabi ama bir yolu olmalı. belki hayalet avcılarının kullandığına benzer bir süpürgeyle dumanı çekerler :)

tüm zamanların en bencil ve en yalançı insanlarından sawyer yine kendini kurtarmak için acaip oyunlar oynuyor. widmore’a black smoke’u, black smoke’a ise widmore’u teklif edip karşılığında eve dönüş bileti istedi. kate’e “ben ve sen birlikte denizaltıya binip kaçıcaz” demesi ise oldukça can sıkıcıydı. hala kate şıllığına değer veriyor.

daha önce kate polis adamdan kaçarken asansörde karşılaşan sawyer bu sefer yine polis adamlardan kaçarken kaza yapan kate’i kıskıvrak tabir edilen şekilde yakaladı. burda da aşık olursa allah topunun belasını versin. bu arada kate diyince claire’in nihayet beklediğim şekilde kate’i öldürmeye çalışması (çünkü söz vermişti, öldürürüm demişti) ve sayid’in bönbön bakmasını unutmayalım. zaten 5 sezondur bönken bu sezon infected olmasıyla iyice bönleşen, küçük emrah misali bakışları ve konuşmasıyla insanı çileden çıkaran sayid resmen kate’e yardım etmedi ve kate sayid’e “hacı noluyoruz” demedi. demezse çok büyük senaryo hatası olur bunu da burdan söyleyim.

kate’in ben bu olaydan sonra gruptan kaçıp jack’lerin grubunu bulacağını düşünmüştüm ama claire özür dileyince kaldı yine. claire in özür dilemesine gelince. ortamlarda claire ve sayid’in yakındaysa black smoke tarafından kontrol edildiği, claire’i kate’e saldırtanın, sayid’in bönbön bakmasının nedeninin bu olması söyleniyor. tabi teori. buna göre locke bunu kate’in güvenini kazanmak için yaptı. adamın hakkını vermek lazım, çok ikna edici konuşuyor.

bu haftaki yazım biraz dağınık oldu. lostpedia ve youtube’dan iki link vererek yazımı bitiriyim.

lostpedia bölüm sayfası

lost 6×08 untangled

verilmiş sadakam varmış

sıkıntı insana olmadık şeyler yaptırıyor. bir de neden korkarsan başına o geliyor. aylardır blogumdan wordpress’imi güncellemem yönünde telkin alıyordum. john locke kılığına girmiş black smoke misali ruhumu ele geçirmeye çalışan bu telkine kanıp hem de internet bağlantımın yavaş olduğu bir anda hadi bismillah dedim. son 2 yazı hariç mysql yedeğim vardı. eklentilerimi etkisizleştirip yeni wordpress dosyalarını attım. şifremi mifremi yazıp blogu açtım. türkçe karakter namına yumuşak g bile yoktu. üstüne üstlük admin paneline de giremiyordum.

uğraştım didindim. 2 yazı hariç var dediğim yedek dosyamın türkçe karakterlerinin de nedense bozuk olduğunu farkedip 2 yazı dahil tamamı türkçe karakteri bozuk veritabanımın bozuk bozuk yedeğini alıp editplus marifetiyle türkçe karakterlerini düzelttim. düzeltik yedeği veritabanı yapıp, blogu bozmadan önce kullandığım wordpress dosyalarını tekrar attım.

nihayetinde bloguma kavuştum ama dersimi de aldım. 1- mysql yedeğine güvenme, 2- wordpress adminden yedek al, 3- çalışan blogu güncelleyecem diye uğraşma, 4- bozmasana olm!

edit: söylemeyi unutmuşum. blogu kurtarmaya çalışırken teknik nedenlerle melis’in birkaç kez yazıp sonra ilgisizlikten rafa kaldırdığım blogunu feda etmek zorunda kaldım. ama yedeği var, belki bi gün tekrar açarım.

lost 6×07 “dr. linus”

geçen hafta izlediğimiz 6. sezon 6. bölümle birlikte adada cereyan edecek güç mücadelesinin tarafları hemen hemen belirlenmişti. çok aksiyon dolu, lost tarihinin en çok ölüm yaşanan bölümünü izlemiştik. böyle bir bölümden sonra gelecek en az bir bölümün çok aksiyon olmaması beklenebilirdi. ki şimdiye kadar hep öyle oldu. müthiş bir bölümden sonra bir-iki vasat bölüm gibi. yine öyle oldu. 7. bölüm olan “dr. linus” çok iyi değildi. biraz gelecek bölümlere hazırlık niteliği taşıyordu.

ŞOK ŞOK ŞOK

BURDAN SONRASI 6X07 Yİ ANLATMAKTADIR.

İZLEMEDEN OKURSAN HEYECANIN KAÇAR.

İZLE ÖYLE GEL!

bölümün benjamin linus merkezli olduğunu biliyorduk. ismi de dr. linus malum. yani ben’in flash sideways denen alternatif zamandaki hali. ben bu flash sideways olaylarını pek sevmiyorum. hiçbir işimize yaramıyolar çünkü. öyle izliyoruz. hı bak bu adada böyleydi şimdi değişmiş fln diyoruz. tanıdıkları görüyoruz sürekli ama onlar birbirini tanımıyor. hani dizinin son bölümünde görsek bunları tamam bu final bölümü diyeceğiz. sanki bir sezon sürecek bir final gibi izliyoruz mutlu sonu. olayların böyle bitecek olması da can sıkıyor tabi. illa ki bir anlamı var bu flash sideways in.

ben adada widmore’un adamlarının tehditlerine kulak asmamış ve alex’i feda etmişti. flashda gördük ki ben değişmiş. alex’i feda edip müdür koltuğuna ulaşmadı. ölmeyen babasına bakıyor. böyle mülayim adam pozlarında yaşıyor. aslında ben’in değişimi locke’un peşinden değil de ilana’nın peşinden gitmesiyle başlıyor. işte orda adam oluyor ben.

bu arada bu bölüm bir flash sideway de adadan bahsedilen ilk bölüm oldu. sanki ada hiç varolmamış gibi düşünüyorduk oraları izlerken. oysa varolmuş. muhtemelen annesi ben’in doğumunda ölmüş. babası ben’i alıp adaya gitmiş ama sonra adadan bir şekilde ayrılmışlar. demek ada var. belli bi tarihe kadar. belki şu swan’daki patlama olmuyor. incident dedikleri. sonra bi nedenden ayrılıyorlar. belki incident sırasında kaçanların arasında ben ve babası da var.

başka ne vardı. richard’ın ölmeye gittiği sahne bölümün tartışmasız en güzel sahnesiydi. richard jacob’a inancını yitirmiş. boşuna mı yaşadım bu kadar zamandır havalarında. ama kendi kendisini öldüremiyormuş. jacob dokandığı için böyle olmuş. ki bunu biliyorduk. jacob adaylara da dokunmuştu. jack’e, sawyer’a, hurley’e, kwon çiftine, sayid’e ve tabiki locke’a. jacob ve nemesis’in birbirini öldüremediğini biliyoruz. bunlar kendilerini ve birbirlerini öldüremiyorlar. nemesis jacob’ı ben’e öldürttü. locke’u öldüren de bendi. ben’i adayöldürücüsü ilan edebiliriz :) bakın ne hatırladım. sayid bir ara silahı kendisine döndürmüştü. hani tom vardı. ölmezsin gibi bişey dedi. hakkaten silah patlamamıştı. çünkü sayid adaydı, ölmemesi gerekiyordu.  hmm. richard jack’in aday olduğunu bilmiyordu. tabi bunu jack de bilmiyor henüz. ama richard’ın kaybettiği inancının aksine jack inanmaya başlamış. çocukluğumdan beri izleniyormuşum. boşuna olamaz dedi. ölebileceğine ihtimal vermedi. jack ölemeyeceği için richard da ölmedi. hatta jack richard’ı öldüremezdi. richard hiçbişi bilmediği için öldürebileceğini sandı. evet böyle.

richard jacob’a inancını öyle böyle kaybetmemiş. artık kıskancından mıdır nedir, hurley’e jacob’ın söylediklerine inanmamasını söylemesi enteresandı. herkesin adayı terk edeceği ama adanın bikaç kişiye kalacağını yapmıştım ben. uydurmuştum. richard’ı aday göstermiştim. locke ben’e dedi ki birinin adanın başında kalması lazım. iyi de ada denizin altında. adanın başında kalacak kişinin solungaçları mı çıkacak nedir :)

jacob hurley’e adaya birilerinin geleceğini söylemişti. feneri 108 numaraya yani wallace’a çevirip gelenlere yol göstereceklerdi. charles widmore, yani penelope’nin babası, yani desmond’ın kayın babası, kahana gemisinin ve askerlerin finansörü, ben’in azılı düşmanı, adanın eski sahiplerinden, kimin tarafında olduğunu bilmediğimiz ama kötü görünüşlü adam, bir denizaltıyla adayı buldu. belli ki bir planları var. charles widmore jacob’ın gelecek dediği kişi midir, yoksa o da nemesis’e yardıma mı gelmiştir bilmiyoruz. ama ben hala desmond’ı bekliyorum.